İSLAMDA NAZAR

İSLAMDA NAZAR

İSLAMDA NAZAR Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf Peygamberin kıssası anlatılırken; Hz. Yakup Peygamberin oğullarını Mısır'a gönderdiği vakit onların şehre nasıl, ne şekilde girmeleri hakkında onlara mealen şöyle tavsiyede bulunduğu anlatılmaktadır. "(Yakup) Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan (şehre) girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler” dedi. Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakup içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.’’ (Yusuf /67,68) Hafız İbn-i Kesir, bu ayeti tefsir ederken selef imamlarından naklettiğine göre, Hz. Yakup Peygamberin küçük oğlu Bünyamin' i hazırlayıp ağabeyleri ile beraber Mısır'a, kardeşleri Hz. Yusuf’un yanına göndereceği zaman Mısır şehrine girerken hepsinin tek bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan şehre girmelerini onlara tavsiye niteliğinde emretmişti. Hz. Yakup Peygamber’in böyle davranmasının muhtemel sebebi şu idi: Hz. Yakup Peygamber şehirdeki insanların, dışarıdan bir arada gelen ve tanınmayan, yabancılar olan oğullarına bir fenalık, kötülük etmelerinden; nazar etmelerinden korkuyordu. Çünkü onlar çok yakışıklı, sağlıklı görünüşlü, boyları uzun, güzel fizikî yapıya sahiptiler. Yakup Peygamber’in çocuklarını bu şekilde korumak istemesi, iyi dilek tavsiyelerine rağmen tüm olacakları engelleyemeyeceğini de ifade etmesi elbette bir peygambere yakışır bilgeliktir "Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi! Hâlâ da (senin için): Mutlaka O, delidir! Diyorlar. Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.’’ (Kalem/ 51,52) Hz. Peygamber İslam Dinini yaymaya başladığı sıralarda Kur’an-ı Kerim ayetleri indikçe inananlara okuyor, Allah’ın emirlerini tebliğ ediyordu. İbadet yaparken cemaatine sesli bir şekilde okuyordu. Çevredekilerden bazıları Hz. Peygamber’in güzel sesiyle Kur!an-ı Kerim okumasını hayranlıkla izlerken inanmayan müşrikler öfkeden, kinden, hasetten, nefretten çatlıyorlardı. Her türlü işkencelerine, zorlamalarına rağmen inananların artmasına adeta çıldırıyorlar, ellerinden gelse bir kaşık suda boğmak, yok etmek istiyorlardı. Kurdukları tuzaklarda rezil, olan, mağlup olan inançsızlar Yüce Allah’ın Sevgili Resulünü yok etmek ve kalplerine hançer gibi saplanan Kur’an ayetlerini susturmak için mutlak çaresizlik içerisinde her türlü yönteme baş vurmuşlardı İslam alimlerinden nakledildiğine göre; Arap asıllı bir kişi, yemek yemeden iki veya üç gün çadırına çekilir, beklerdi. Daha sonra oradan gelip geçen koyun ve deve sürülerine derin derin bakar ve "gördüğüm bu koyun, deve sütünden, etinden daha güzelini, lezzetlisini görmedim, tatmadım" derdi. Bunun üzerine koyun veya develerden biri, bir kaçı hastalanır veya yere düşer, helâk olurdu Göz değdirmede maharetli, Mekkelilerce de çok ünlü olan bu kişiye, Hz. Peygamberi çekemeyen müşrikler, büyük bir ücret karşılığında nazar etmesini teklif etmişlerdi. O da bu teklifi kabul etmişti Bir hutbe sırasında Hz. Peygamber Kur’an okurken Mekkeli müşriklerle birlikte nazar etmede meşhur o kişi de tüm güçleriyle, kin, öfke, haset, kıskançlık, nefret ve ne kadar olumsuz duyguları varsa tümüyle, Hz. Peygamber’i susturmak, devirip düşürmek, parçalamak, yok etmek için gözlerini dikmişler, bakışlarıyla etkilemeye çalışmışlardı. Hz. Peygamber tüm bu; öfke, kin, haset, nefret dolu bakışlardan etkilenmiş, sarsılmıştı. Düşecekmiş gibi olduğu sırada kelimelerin en güzeline yakışan Yüce Allah meleğini göndermiş Resul’ unu düşmekten, yıkılmaktan kurtarmıştı. Bundan sonra da Kalem suresi 51-52. ayetler indirilmişti. Hz. Peygamber’in bu durumu Güneydoğu illerimizin bazı camilerin de cuma hutbesinde imam efendinin mihraba çıktıktan sonra bir sandalyede kısa bir süre oturması ve sonra hutbeye devam etmesi şeklinde ifade edilir İslam alimleri, tefsir alimleri Kalem Suresi 51-52. ayetlerdeki gözlerle bakmanın nazar olduğu konusunda hemfikir olmuşlardır. Günümüz dini çevrelerince bu ayetler nazar ayetleri olarak ta bilinir. De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” ( Felak /1-5 ) De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabb’ine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”( Nas /1-6 ) Hz. Peygamber göz değmesine; nazara karşı daha önceleri bir çok değişik dua okurken Nas ve Felak sureleri indirildikten sonra sadece bunları okumuş, diğerlerini terk etmiştir. İslamiyet gelmeden önce her türlü batıl inanışların, uygulamaların olduğu, uygulandığı cahiliye dönemi Araplarında büyücülük ve nazar çok yaygın uygulaması olan inanıştı. Falcıların ve büyücülerin çok rağbet gördüğü bu dönemde Hz. Peygamber tüm bu batıl inanış uygulamalarını yasaklamış, şiddetle menetmiştir. Bir takım ipliklere üfleyerek düğümler atıp, büyücülük yapanları, yaptırılmasını şiddetle yasaklamıştır. Nazarın hak ve gerçek olduğunu, göz değmesinin gerçekten var olduğunu bildirmiş, ancak nazara karşı boncuk ve benzeri şeylerin kesinlikle takılmasını, taşınmasını hoş karşılamamış, üzerlerine asan, taşıyan kimseleri kabul etmemiştir. Sahih hadislerde Hz. Peygamber, nazarın kesin bir ifadeyle hak ve gerçek olduğunu bildirmiştir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır: "Nazardan Allah'a sığınınız Çünkü göz (değmesi) gerçektir" Esma Bint Umeys (r a)' den rivayet edildiğine göre kendisi: "Ya Resulullah! Cafer'in oğullarına cidden nazar değiyor, ben onlar için şifa dileğiyle okutturayım mı?" demiş Hz. Peygamber de: "Evet, lakin kader ile yarışan bir şey olsaydı nazar değme işi onu geçerdi" buyurmuştur. Hz Âişe (r a) Resulullah (s a s)' ın yatağına girdiğinde iki eline üfleyip muavvizât (İhlâs, Felâk ve Nâs) surelerini okuduğu ve vücuduna sürdüğünü rivayet etmiştir İmam Ahmed, Ukbe b Nâfi'den merfû' olarak şu hadisi nakleder: "Kim temîme (mavi boncuk) takarsa Allah onun işini tamamlamasın Kim bir ved'a (katır boncuğu) takarsa Allah onu korumasın” Başka bir hadiste: "Kim bir muska, mavi boncuk ve benzerini kesip atarsa bir köle azat etmiş gibi olur" İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu. Yıkanmanız taleb edilirse yıkanıverin. "Müslim, Selam 42, (2188); Tirmizi, Tıbb 19, (2063). Sahiheyn ve Ebu Davud' da Ebu Hüreyre radıyallahu anh'tan: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: "Göz değmesi haktır" dediği edilmiştir. Buhari dışındaki rivayetlerde: "Dövme yapmayı da yasakladı" ziyadesi vardır. Buhari, Tıbb 36, Libas 86; Müslim, Selam 41, (2187); Ebu Davud, Tıbb 15, (3879). Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Gözü değene (ain) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine uğrayan (main) yıkanırdı. "Ebu Davud, Tıbb 15, (3880). Muhammed İbnu Ebi Ümame İbni Sehl İbni Hanif, babasından şunları işittiğini anlatmıştır: "Babam Sehl radıyallahu anh (Cuhfe yakınlarındaki) Harrâr nam mevkide yıkandı. Üzerindeki cübbeyi çıkardı. Bu sırada Amir İbnu Rebi'a ona bakıyordu. Sehl, bembeyaz bir tene, güzel görünüşlü bir cilde sahipti. Amir: "Ne bugünkü bir manzarayı, ne de böylesine ancak çadıra çekilmiş bâkirede bulunabilen bir cildi hiç görmedim" dedi. Sehl daha orada iken hummaya yakalandı ve rahatsızlığı şiddet peyda etti (ve yere yıkıldı). Durum Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a haber verildi ve: "Başını kaldırmıyor" dendi. Halbuki Sehl orduya kaydedilmişti. "Ya Resûlullah o, sizinle gelemez Vallahi başını bile kaldıramıyor!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Onunla ilgili olarak herhangi bir kimseyi ittiham ediyor musunuz?" diye sordu. "Amir İbnu Rebi'a var" dediler. Resûlullah, onu çağırtıp kendisine kızdı ve: "Sizden biri niye kardeşini öldürüyor? Niye bir "Bârekallah!" demedin? Onun için abdest al!" buyurdu. Bunun üzerine Amir yüzünü, ellerini, kollarını, dizlerini ve ayaklarının etrafını ve izârının içini bir kaba yıkadı. Sonra, bir adam bu suyu onun (Sehl'in) üzerine arkasından döktü; derken o ânında iyileşti." Muvatta, Ayn 1, (2, 938). Günümüz dünyasında baktığımız bir çok yerde Maşallah kelimesini görebiliriz. Yeni alınmış bir otomobilin üzerinde, açılmış yeni bir işyerinde süslemeli ve dikkat çekecek kadar büyük bir şekilde yazılmış olarak görebiliriz. Maşallah kültürü İslam Dininin toplumumuza kazandırdığı çok anlamlı sosyal bir uygulamadır. Hz. Peygamber beğenilen, hoşa gidilen, gıpta edilen sevilen her şeye, canlı cansız bakarken veya konuşulurken Barekallah, Maşallah denilmesini emretmiştir. Bu davranış kişilerin istemeyerek bir canlıya yada eşyaya zarar vermesine engel olunması için alınabilecek önemli bir tedbirdir. Çünkü. nazar; kin, öfke, nefret, haset, çekememezlik, kıskançlık gibi olumsuz duygulardan oluşabileceği gibi beğenilme, sevilme, gıpta etme, taktir etme, hoşuna gitme, hayranlık duyma gibi olumlu ve güzel duygulardan da oluşabilir. Bir anne çocuğuna, bir kişi sevdiği, beğendiği bir eşyasına, hatta kendi kendine de nazar edebilir. Kur’an-ı Kerim’de, İslam alimlerinin de işaret ettikleri gibi bir çok ayetlerde nazar ve nazardan korunmadan bahsedilmektedir. Dini açıdan düşünülürse elbette var olmayan bir tehlikeden, korunma yollarından bahsedilemez. Hz. Peygamber’e müşriklerin bakışlarıyla zarar vermek istemeleri, Yakup Peygamber’in oğullarına Mısır’a girişleri ve nasıl korunmaları yönünde vermiş olduğu tavsiyeleri, Felak Suresinde; Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, haset etiğinde hasetçinin şerrinden, düğümlere üfleyenlerin şerrinden, sabahın aydınlığının Rabb’ ine; Allah’a sığınılmasının emredilmesi, Müz­zem­mil Suresi 6. ayette bahsedilen ‘’Şüp­he­siz ge­ce kal­kı­şı hem da­ha te­sir­li, hem de söz ba­kı­mın­dan da­ha sağ­lam­dır.” İfadesindeki gece kalkılmasının insan üzerindeki etkileri bizim için, çok çok anlamlı, ve düşündürücü olmuştur. Nazarı tıbbi bir olgu olarak gören ve bu durumu bilimsel olarak ta çalışan ve ispat eden olarak, özelikle; Felak Suresinin ve Müz­zem­mil Suresi 6. Ayetteki etkilenmenin bilimsel çalışmalarımızla bire bir örtüştüğünü gördük. Gecenin karanlığının, hasedin ve büyülenmenin, nazarın patolojisinde nasıl yer aldığını, nazarın etkilerini, belirtilerini nasıl oluşturduğunu, en önemlisi de geceyi yarıp sabahı çıkaran, sabah aydınlığının Rabbi’ ne sığınılmakla nazardan nasıl korunulduğu, etkilerinin, belirtilerinin nasıl iyileştirildiği, bilimsel araştırmalarımız ve çalışmalarımız sonucunda fizyolojik ve patolojik göz değmesi; nazar olgusuyla aynen örtüştüğü görülecektir. Doktor Şifacı, bilimsel çalışmalarının ayrıntılıları tamamlandığında tüm bu bilimsel gerçekleri sizlerle paylaşacaktır. Doktor Şifacı